Prof. Dr. Şerafeddin Gölcük , "50 yıllık kardeşim" dediği Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma ile olan muhabbetinin ayrıntılarını paylaştı.
"Bismillahirrrahmanirrrahim Şimdi çok yakın bir dostu anlatmak o kadar kolay bir şey değil. İhsan Süreyya Sırma benim elli yıllık kardeşim. Ta 60’lı yılların başında kendisi ile Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde tanışmıştım. Bu Tanışıklığımız o günden beri devam ediyor. Daha sonra kendisiyle yolumuz Paris’te kesişti. Paris’te beraber beş yıl doktora talebeliği yaptık. Bir yıl tunus’ta kaldık. Daha sonra 12 yıl Erzurum’da aynı üniversitede Atataürk Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi’nde hocalık yaptık. İhsan çok smaimi bir dost. O kendisi Pervari’li, Siirt’in Pervari ilçesinden, ben ise İzmir’in Ödemiş ilçesinden; Türkiye’nin batısından bir kişi ile güneydoğusundan bir kişinin kardeş olması, birbirlerine bu kadar muhabbet beslemesi nereden kaynaklanıyor? Tabi bunun temeli İslam kerdşeliğidir. Tabi yakın dostum , kardeşim İhsan’ı anlatmak çoık zor. Önce çok sadık, çok samimi bir dosttur, b,r kardeştir. Şimdiye kadar kendisiyle hiç bir konuda ihtilafım olmamıştır. Çünkü İhsan’la aynı yolun yolcularıyız. Onunla çok tatlı hatıralarımız var. Gerek Ankara İlahiyat Fakültesi’nde talebeyken, gerekse Pariste talebelik yaparken, Tunus’ta bulunduğumuz sıralarda , Erzurum’da bulunduğumuz olan, kendisini İslam’a vakfetmiş büyük bir tarihçidir aynı zamanda. O büyük bir peygamber dostudur. Hz. Muhammed (a.s.)’ı seninle diye bir şiir kitabı ile ebedileştiren, kalemi ile ebedileştiren, büyük bir yazardır İhsan Süreyya. Onun tabi eserleri Türkiye’de pek çok gencimizin İslam’a bağlanmasında, dine karşı muhabbet beslemesinde çok büyük yarar sağlamıştır. Eserleri elden ele dolaşmış, pek çok defa basılmak suretiyle insanların hem gözlerine hem zihinlerine hem kalblerine hitab etmiştir. İhsan Süreyya gazete yazarlığı da yapmıştır. Uzun müddet gazetelerde fıkra yazmak suretiyle vatandaşımızı, insanımızı aydınlatmıştır. Değerli kardeşim İhsan , kendisiyle Muhammed Hamidullah’ın yanında beraber talebelik yaptık. Muhammed Hamidullah’tan çok istifade ettik. Onun yanından hiç ayrılmadık. Tunus’ta beraber olduk. Cezayir’e gittik. Cezayir’de Malik bin Nebi isminde büyük bir düşünür olan, Cezayirli büyük bir alim mütefekkir olan Malik bin Nebi’den istifade ettik. Tunus’ta Fazıl bin Aşur, Tahir bin Aşur isminde hocalarda ders okuduk. Paris’te aynı hocadan doktora tezi hazırladık. Erzurum’da İslami İlimler Fakültesi’nde gençlerimize İslami konularda bilgilendirmek için büyük gayretler sarfettik. İhsan’ın emekli olduktan sonra o ilerlemiş yaşına rağmen sizinle Viyana’da buluşması Viyana’da bulunması onun dine karşı olan bağlılığın Kur’an’a olan hizmetinin güzel bir göstergesidir. Kaç senedir, bilemiyorum. 8-10 senedir Viyana’da bulunuyor. Çocuklarını Türkiye’de bırakmak suretiyle, eşinden ailesinden uzak kalmak suretiyle Viyana’da bulunması onun samimiyetinin , ihlasının , Hz. Muhammed (a.s.)’a bağlılığının, Kur’an’a hizmet etme aşkının açık bir işaretidir, nişanıdır. Dolayısıyla o maddi bir beklentisi olmaksızın sizinle Viyana’da kalmıştır. Dolayısıyla siz onu orada tanımışsınızdır. Onun samimiyetini orada görmüşsünüzdür. Bu da İhsan’ın dine bağlılığın, ilme hizmet etme aşkının başka bir başka işareti oluyor. Saraybosna’da, talebe iken, Saraybosna’ya bir grup talebe ile, 11 talebe arkadaşımız, 7 tane erkek, 4 tane hanımefendiler, eşleriyle birlikte Saraybosna’ya geldik. 70’li yıllar; Tito’nun güçlü olduğu bir dönem. Orada basit bir sebepten dolayı o zamanki sırp polisi bizi tevkif etti, mahkemeye sevketti. Mahkemeye giderken sırpça, boşnakça ve fransızca bilen bir delikanlı; dedi ki : “benim adım Süleyman, hiç korkmayın” Bu 68 yılında oluyor. İçeriye girdik. İçeride 11 tane türkün önce kimlik kontrolünü yapıyor hakim. Daha sonra bu hakim, o zmanaki para ile 100’er dinar ceza vermek suretiyle pasaportlarımızı iade etti. Biz orada 5 gün kalmıştık. O zaman İhsan’la beraberdik. Daha başka arkadaşlarımız vardı. İhsan’la ve hanımıyla, hiç ayrılmadan. Bakınız Türkiye’ye geldik. Geldikten sonra tekrar Paris’e döndük. Paris’te yine Arnavutluk’taki o zaman ki Enver Hoca’nın zulmünden kaçmış bir Gazzazi bey vardı. Onun hanımı Nebahat Hanım vardı. Nebahat Hanım yazın Türkiye’ye gelmiş. Dönüşte bize şunu anlattı. Siz dedi, bu yazın Saraybosna’ya gitmişsiniz, orada Tito’nun polisi sizi yakalamış, mahkemeye sevketmiş. Mahkemede sizi birisi bir formül bularak beraat ettirmiş. Sizi bu formülle beraat ettiren kişi kimdi biliyor musunuz? Nebahat Hanım, “o Ali ismindeki benim kardeşim”dedi. Bu benim İhsan’la yaşadığım hatıralardan bir tanesidir ve biz bunu bir tatlı hatıra olarak o zamandan beri taşırız ve İhsan’la çok yolculuk yapmışızdır. Beraber yolculuk yapmışızdır. Hem Avrupa’da hem de Afrika’da onun yollardaki tavrı, onun yollardaki güzel davranışlarını ben hiç unutmam; daima hatırlarım. Onları muhabbetle kucaklıyorum. İhsan Süreyya Sırma’yı da sizin huzurunuzda selamlıyorum. Elbette siz onun çocukları olarak orada hayır.. olarak İhsan Süreyya Sırma’dan almış olduğunuz feyiz ile bereket ile siz oralarda hizmet etmeye, kendinizi Türkiye’ye ümmete, Ümmet-i Muhammed’e hizmet etmek için ondan tabi istifade etmişsinizdir. Onu hiç unutmayacaksınız. Ona dua edeceksiniz. Bu arada eğer onun arkadaşlarına, kardeşlerinden kişilere dua ederseniz çok memnun olurum. Hepinizin gözlerinden öpüyorum. Sizlere Allah’tan sağlık, afiyetler diliyorum. İhsan kardeşime de sağlıklar, afiyetler diliyorum. İnşallah o Türkiye’ye gelecek. İstanbul’da, Ankara’da buluşacağız. Onunla yaşadığımız o tatlı hatıraları tekrar canlandıracağız. Ama şunu söyleyeyim: Ne İhsan, ne de onun kardeşleri arkadaşları bu can bu tende olduğu müddetçe Allah’ın yolunda hizmet etmeye devam edeceklerdir. Bunun da sizler tarafından bilinmesini bilhassa arz ediyorum. Hepinize sağlık, afiyetler diliyorum . Hepinizi Allah’a emanet ediyor, kalın sağlıcakla diyorum.." (mesaj, kendi sesinden metne aktarılmış şeklidir. ) |